Site Hakkında

Kulaklarımdan, gözlerimden, tenimdeki gözeneklerden içeri giriyor zaman, sonra kafamda birikiyor ve ağzımdan çıkıyor.İşte bu site öyle birşey.

12 Ekim 2007 Cuma

Yeni Yılın Getirdikleri (bir ilkokul ödevi)

Bu sabah kaloriferi çalışmayan odamda üşüye üşüye kafamda yün bir bere ile uyandım.Yatağımda doğrulup yarı açık perdemden sabahı izlemeye başladım.Herzamanki gibi çok erken açılmıştı gözlerim güne ve şişmiştiler ve kıpkırmızıydılar.Yatağımın başucundaki ilaçları içtim yine oradaki bir bardak su ile.Başımda tanımadığım birsürü ses vardı adeta iki yayın frekansı arasında sıkışmış bir oraya bir buraya giden bir radyo gibiydim.Kahveyi azaltmam gerektiğini söylemişti doktor bende uzun zaman sonra daha az kafeinle yaşamaya alışıyorum şimdi ancak radyo gibi bir kafaya iyi gelen tek şey bir fincan kahveydi.
Başımın iki yanından sarkan beremin örgüleri gözümün önünde sağa sola sallanıyordu ben kapımın altındaki zarfı fark ettiğimde.Kısa adımlarla ve sol elimdeki kahveyle zarfa doğru yürüdüm, eğildim, yerdeki kırmızı zarfı aldım.Dakikalar sonra kahvem yarılanmış, zarf yırtılıp masanın üzerine atılmıştı, bense noel babanın bana yolladığı mektubu okumaktaydım kanepemin üzerinde.Tam bu sırada yanlışlıkla sol yanımdaki kumandanın kırmızı lastik tuşuna çarpan elim güçte sezdiğim dengesizliğin kaynağını anlatacaktı bana.69 yaşındaki devrik bir diktatörün yeni yılı hatta şafağı bile göremeden boynundaki ilmek tarafından tıpkı yönettiği ülkeye yapıldığı gibi "özgürleştirildiğini" anlatıyordu donuk sesli kara kutu.Gözlerimin önündeki kağıtta ise barış ve sevgi sözcükleri sıkça tekrarlanmaktaydı.
Gözlerimi ovuşturdum, mektubu bir kenara koydum, gözlerimi kapayıp yalnızca o anın sesini dinledim bir süre.Çöl rüzgarını, okyanus sesini, ince ve soğuk karın kokusunu hissettim, yenilendim, unuttum, yoğunlaştım.Uzun zaman geçmiş gibiydi son seferin üzerinden oysa sadece 4 mevsim ve 12 ay geçmişti geçen yılın başından beri.İnsan ömrüyle kıyaslandığında bir hayli kısa ama o insan ömrünün içinde bir o kadar önemli bir zaman dilimiydi.Soyut bir kavramdı tamamiyle aslında: Yeniydi ve yıldı.İnsan elinden çıkmış paradoksal bir şekilde öznel bir genellemeydi.Kafamdaki radyo susmuştu, ellerimde tüm yaşamımın sorumluluğu, kalbimde o tek ve özel olan, ruhumda hayaller, ruhumda sarmaşığım, ruhumda iyiye dair...
Neler yaşandı son bir senede aslında pek umrumda değil arşivlemek ama bir şiiri geliyor Sunay Akın'ın böyle anlarda aklıma.Bir cafede kendi el yazısıyla yazdığı o şiir:

ALACAK
Yol kenarındaki yağmur mazgallarını
Kumbara sanıp harçlığımı atardım
Bu yüzden en çok
Denizden alacaklıyım

Eğer diyorum kendi kendime eğer hayaller hesabının T'sinde borç kısmı çok doluysa üzülmeli insan.Aslında herşeyden alacaklıyız ama verilen tavizler bizi o cam kavanozda yaşamaya iten.Kilosu 100ytl'den satıyoruz ruhlarımızı para eder diye şeytana oysa sadece 21 gram adam başı ve biz bunu sanki bilmiyormuşcasına devam ediyoruz.
Telefon ediyorum isteksiz geliyor sesi.Onun yanında olmak istiyorum.
Dışarda kar yağıyor ve şuan üstümde koca bir mont, başımda hala aynı bere ve botlar var ayaklarımda.Yürüyorum, susuyorum, izliyorum.Beyaz ponponlu kırmızı kukulatalardan almak için birkaç dükkana giriyorum ama kalmadığını fark ediyorum.Burnum kıpkırmızı oluyor ben yine banyo yaptıktan sonra saçlarımı kurutmadan dışarı çıkmışım.Kedimle oynuyorum eve dönünce ve o kucağımdayken ben biraz çay içiyorum zifiri sessizlikte.
Yeni yılın getirdikleri nerede bu yazıda? Onuda siz bulun artık...
[Led Zeppelin - No quarter]

0 yorum: