Yeni bir günün başlangıcı.
Hava öylesine sıcak ki birkaç gündür, herşey ağır çekim hareket ediyor gibi sokaklarda.Siyah kıvırcık saçları bigudilerle tutturulmuş, orta yaşın üzerinde bir kadın, en üst kattaki penceresinden çıkmış, daha da sıcak günler için kalan rüzgarları şişelere dolduruyor.Yüzündeki ifade endişe mi, yoksa mecbur olduğu birşeyi yapmaktan doğan bıkkınlık mı seçemiyorum.Oturduğu eski binanın üçüncü katındaki pencerenin ardında bembeyaz bir kedi var, oturmuş, anlam veremediği bu çılgın dünyanın içinde ya bir sineği arıyor ya da masmavi gözleriyle hepimizi nazardan korumaya çalışıyor.Apartmanın giriş kapısında bir adam durmakta, elinde bir teleskop, üzerinde, kırmızı üzerine kocaman altın yıldızlarla süslü bir takım elbise ve kıpkırmızı ayakkabılar, ne ağzı ne kulakları ne burnu var.Yüzü kocaman bir gözden oluşan bu adam diğer eliyle kıyafetine uygun, başının üzerinde açılmış bir şemsiye tutumuş, bir yandan da binanın giriş kapısına sırtını yaslamakta.Ayaklarının altındaki her yanı çitlerle çevrili bulut, binanın çevresini ancak kaplayabiliyor.Kırmızı elbiseli adamın solundaki çitler bitkilerle sarılmış, o ufak sarmaşıkların içinden kocaman bir gövde uzuyor ikinci kata kadar.Gövde bitim yerinde giderek inceliyor ve ucu yere sarkıyor.Bu uca asılmış eski tip bir sokak lambası, içindeki yarım, erimiş mumuyla hala belli belirsiz esen rüzgarla sessizce sağa sola sallanırken, sarmaşığın yaprakları okyanustaki yosunlar gibi uyum içinde dalgalanıyorlar.Güneş sağa doğru giderek daha küçük bir açıyla gökyüzünde yol alıyor.Bulutun bittiği yerde kocaman ve dümdüz bir çol yaşıyor.Uzaklar yok sanki, bir sonsuza uzanıyor bu çöl.Binanın çevresinde ve bulutun uzağında bir daire şeklinde dizilmiş beş ayna var.Kapı büyüklüğünde beş kocaman dikdörtgen ayna, kumlara biraz geriye doğru eğik şekilde saplanmış, susuzluktan Tanrı'ya yalvaran insanlar gibi gökyüzüne bakıyorlar.Tam bu sırada kocaman gözüne, sol elindeki teleskopunu tutan adam etrafa meraklı meraklı bakıyor bir süre.Sağa sola yukarı ve aşağı gidip gelen teleskop bir ara bulutların içine giriyor.Beyaz patisiyle pencereyi açan kedi, kafasını dışarı uzatıp gökyüzüne bakıyor.Bu sırada kedinin gözlerinin rengiyle gözleri kamaşan kadın, elinde tuttuğu şişeyi aşağıya düşürüyor.Henüz doğrulup sırtını binaya yeniden yaslayan kırmızı elbiseli adam, şişenin bir anda yanından geçmesiyle önce irkiliyor, sonrada penceredeki kadına bakmak için hızla başını yukarı kaldırıyor.Şişe boğuk bir puflamayla bulutun içinden geçtiğinde, kadın, kırmızılı adama şişeyi bulması için bağırıp çağırmaya başlıyor.Bağırırken saçındaki bigudiler sağa sola sallandıkça, daha da korkunç görünüyor rüzgar toplayan kadın.Adam teleskopu binaya yaslayıp şemsiyesini yere açık olarak bırakıyor ve aceleyle kocaman sarmaşığın yakınlarındaki bir yeri eşelemeye başlıyor.Bulutun içinden bir merdiven görülüyor, adam yüzünü apartmana dönüp aceleyle (hatta bir defa tökezleyerek ikinci basamakta) aşağıya inip gözden kayboluyor.Kedi arkasını dönüp kuyruğunu dikleştiriyor ve pencereden uzaklaşıyor.Kadın kendi kendine söylenmeye devam ederken arada bir aynalara bakıyor hızlı hızlı.Sarmaşıklar usulca devinimlerine devam ederken, kedi elinde bir kitap, gözünde kalın çerçeveli gözlüklerle beliriyor pencerede.Kendinden emin, kararlı ve bilgin bir halde sayfaları çeviriyor.Bir patisini, açtığı sayfanın üzerinde yukarıdan aşağıya gezdirirken gözleri, başı hafifçe öne eğik, gözlüğünün üzerinden bakarak, patisini izliyor.Mırıldanmaya başlıyor ve sonra minik bir ışık topu, kitabın sayfaları arasından çıkıp süzülerek ve savrularak, sarmaşığın ucundaki lambadaki, yarım muma dokunuyor.Bu dokunuşla mum önce titrek, birkaç dakika sonra da fitilin, etrafındaki parafinden iyice kurtulmasıyla kararlı ve nispeten daha büyük bir alevle yanmaya başlıyor.Penceredeki kadın aynaları bakışlarıyla birkaç kez daha kontrol ettikten sonra, sağ eliyle kafasını kaşıyor ve hoşnutsuz yüz ifadesi sertleşiyor, penceresinin kenarına ağırlığını daha çok bindirerek hafifçe aşağıya sarkıyor.Sonrasında kırmızılı adamın buluttan geçip aşağıya indiği yere odaklanıyor.Sarmaşık fenerinin ucundaki ışığın, aynalardan yansımasından birkaç dakika sonrasında, kedi, gözlüğünü kapattığı kitabın üzerine koymuş, herşeyin farkında bir tavırla yeniden etrafı izlemeye başlıyor.Bu sırada sarmaşığa en yakın aynanın yüzeyi dalgalanmaya başlıyor.Suya düşen bir damlanın yarattıklarına benzeyen dalgalanmalar, aynanın merkezinden dışına doğru yayılıyor ve aynanın içinden önce bir el, sonra onun devamı, üzerinde bembeyaz hilaller olan mavi bir elbise ve şapka giymiş, kafasının yerinde vantilatör olan, diğer elindeyse bir gitar kutusu taşıyan bir beden beliriyor.Sakin ve alışık adımlarla binaya doğru ilerleyen adam, şapkasını başından hafifçe kaldırarak kediye ve kadına selam veriyor.Kedi başıyla onaylarcasına bir hareket yaparken, kadının yüzünde ilk defa bir umut kırıntısı beliriyor.Vantilatör kafalı adam binanın yanındaki sarmaşığın önünde duruyor, çantasını yere koyup açıyor, içinden çıkardığı gitarı boynuna asıyor ve artık iyiden iyiye kararmaya yüz tutmuş havada, ışığın altında şarkı söylüyor.Mavi elbiseli gitarist, şarkı söyledikçe kafasındaki vantilatör dönüyor ve hafif hafif başlıyor rüzgarlar o uçsuz bucaksız çölün ortasında.Beyaz kedi biraz para atıyor gitar kutusuna, beyaz patileriyle, kadınsa içeri koşup yeni bir şişe almış, kendinden geçmişçesine rüzgar avlamaya başlıyor yeniden.Birkaç dakika sonra gitarist "vuuuu"layarak söylediği şarkısını bitirip çantasını topluyor ve şapkasıyla bir kez daha selam verdikten sonra binanın diğer tarafındaki aynaya girip yokoluyor.Kedi gülümseyerek adamın arkasından patisini sallıyor.Günün son ışıkları da kaybolmak üzereyken, kırmızı elbiseli adam kıpkırmızı bir gözle merdivenlerden yukarı çıkıyor.Bir yandan yeni şişeye rüzgar dolrurup bir yandan elleriyle serinlemeye çalışan kadın, adamı gördüğünde, ikisinin bakışları bir anda kitleniyor birbirlerine.Kırmızılı adam ellerini iki yana açıyor ve gözünden kocaman bir yaş damlıyor yere.Kadın adamı azarladıkça azarlıyor.Yere oturup başını ellerinin arasına alan adam, giderek daha çok ağlamaya başlıyor ta ki gözyaşları sel olup akana kadar.Kocaman damlalar daha da şiddetleniyor ve şimdi her damlanın bulutu delip geçerken çıkardığı boguk ses daha da güçleniyor o sonsuzluk çölünde.
İstanbul'da bugün, sıcak hava herkesi bunaltırken, mucizevi bir şekilde yağmur yağmaya başlıyor.Penceremden dışarı sarkıp ellerimi uzatyorum yağmura tıpkı çocukluğumda yaptığım gibi ve bir anda elime içi rüzgar dolu bir şişe düşüveriyor...
Site Hakkında
Kulaklarımdan, gözlerimden, tenimdeki gözeneklerden içeri giriyor zaman, sonra kafamda birikiyor ve ağzımdan çıkıyor.İşte bu site öyle birşey.
12 Ekim 2007 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder